uzluga.ru
добавить свой файл
Турецкий язык с Тахсином Юджелем. Анатолийские сказки


Tahsin Yücel


Anadolu Masalları (1956)


Пособие подготовили Александра Кошманова, Илья Франк


Метод чтения Ильи Франка


Yeşiltay


Yeşiltay mavi gözlü bir çocuktu (Ешилтай /имя переводится как «зеленый жеребенок»/), голубоглазый: «с голубыми глазами» ребенок) bütün çocuklara benzerdi (на всех детей был похож). İşi gücü oyundu (занятием его были игры), güzel oyunlara bayılır (хорошие: «красивые» игры обожал), bir de masalları severdi (и сказки любил).


Yeşiltay mavi gözlü bir çocuktu bütün çocuklara benzerdi. İşi gücü oyundu, güzel oyunlara bayılır, bir de masalları severdi.


Geceleri (ночами) uyku girmezdi gözlerine (сон к нему никак не приходил: «сон не входил в его глаза»), uyumaz (он не спал), annesini de uyutmazdı (маму свою тоже заставлял не спать), gece yarılarına kadar (до поздней ночи: «половины ночи») masal anlattırırdı (заставлял рассказывать сказки; anlatmak — рассказывать; anlattırmak — заставлять рассказывать). Bir türlü (в некотором роде) doymazdı masal dinlemeye (не мог насытиться сказками: «слушаньем сказки»).


Geceleri uyku girmezdi gözlerine, uyumaz, annesini de uyutmazdı, gece yarılarına kadar masal anlattırırdı. Bir türlü doymazdı masal dinlemeye.


Dinlediği güzelim masallar (слушая красивые сказки) düşlerine girer (он засыпал: «входил в сновидения»), düşlerinde (в своих снах) devlerle, cücelerle, dervişlerle, cinlerle, peri kızlarıyla (с великанами, гномами, дервишами (магами), джинами, феями) birlikte gezerdi (вместе гулял); eline (в руку) bir demir asa alıp (железный посох взяв) ayaklarına (на ноги) demirden çarıklar giyerek (железные чарыки /род крестьянской самодельной обуви/ надев) yola çıkar (выходил в путь), her düşünde (в каждом своем сне) yeni yeni (все новые и новые) serüvenler yaşardı (приключения переживал). Bıkmak, usanmak bilmezdi (что такое скука и усталость, он не знал).


Dinlediği güzelim masallar düşlerine girer, düşlerinde devlerle, cücelerle, dervişlerle, cinlerle, peri kızlarıyla birlikte gezerdi; eline bir demir asa alıp ayaklarına demirden çarıklar giyerek yola çıkar, her düşünde yeni yeni serüvenler yaşardı. Bıkmak, usanmak bilmezdi.


Uzun zaman (долгое время) böyle sürüp gitti (так продолжаясь, прошло). Yeşiltay hiçbir şeyden tat almaz oldu (Ешилтай ни от чего: «ни от какой вещи» не получал удовольствие: «вкус»), oyunları bile unuttu (игры даже забросил: «забыл»), yalnız masalları sevdi (только сказки любил). Doğru dürüst yemek bile yemez oldu (правильно питаться даже перестал: «правильную пищу перестал есть»), inceldi (похудел: «стал тонким»), yüzü sarardı (лицо побледнело), cılızlaştı (зачахнул).


Uzun zaman böyle sürüp gitti. Yeşiltay hiçbir şeyden tat almaz oldu, oyunları bile unuttu, yalnız masalları sevdi. Doğru dürüst yemek bile yemez oldu, inceldi, yüzü sarardı, cılızlaştı.


Nasıl cılızlaşmasın (как ему не зачахнуть), nasıl sararmasındı (как не побледнеть)? Sokağa bile (на улицу даже) çıkmıyordu artık (не выходит больше). Arkadaşları kapısına geldiler (друзья к его двери приходили), en güzel oyuncaklarını da yanlarında getirdiler (самые красивые игрушки с собой приносили), onunla birlikte oynamak istediler (с ним вместе поиграть хотели). Yeşiltay kapıyı açmadı (Ешилтай дверь не открыл).


Nasıl cılızlaşmasın, nasıl sararmasındı? Sokağa bile çıkmıyordu artık. Arkadaşları kapısına geldiler, en güzel oyuncaklarını da yanlarında getirdiler, onunla birlikte oynamak istediler. Yeşiltay kapıyı açmadı.


Karanlık bir odaya kapanıp (в темной комнате закрывшись) sevgili düşlerine daldı (в любимые сны погружался), eşsiz serüvenler yaşadı (необыкновенные приключения переживал). Yeşiltay'ın yaşamı (жизнь Ешилтая) şimdi bir masaldı (теперь сказкой была).


Karanlık bir odaya kapanıp sevgili düşlerine daldı, eşsiz serüvenler yaşadı. Yeşiltay'ın yaşamı şimdi bir masaldı.


Herkesin yaşadığı yaşam onu ilgilendirmiyor (жизнь других: «всеми прожитая жизнь» его не интересует; ilgilendirmek — интересовать), insanlar onu çekmiyordu (люди его не притягивают; çekmek — тянуть). Varsa da, yoksa da masallardı (ничего кроме сказок) sevdiği cüceler, devler, keloğlanlar, özellikle de peri kızlarıydı (любимых гномов, великанов, кельогланов (keloğlan — «лысый парень», герой турецких народных сказок, Иванушка-дурачок) и особенно фей).


Herkesin yaşadığı yaşam onu ilgilendirmiyor, insanlar onu çekmiyordu. Varsa da, yoksa da masallardı sevdiği cüceler, devler, keloğlanlar, özellikle de peri kızlarıydı.


Yaşı epeyce ilerlemişti (он изрядно повзрослел: «его возраст изрядно продвинулся вперед»), ama Yeşiltay hep o eski mavi gözlü çocuktu (но Ешилтай все тот же прежний голубоглазый ребенок), masallarda yaşayan bir küçük çocuktan başka bir şey değildi (в сказках живущий маленький ребенок и больше ничего).

Masallardan hiç bıkmadı, usanmadı (от сказок совсем не устал, не утомился). Bir gün (однажды: «один день») gene odasına kapandı (снова в своей комнате закрылся). Masallar düşündü (о сказках задумался), içi sızladı (душа: «внутренность» заныла), hep böyle (всегда вот так) karanlık bir yerde kalmak (в темном месте оставаться) buradan çıkınca da (а выходя отсюда) ancak sıradan insanlarla karşılaşmak (только с заурядными людьми встречаться) canını sıkıyor (ему надоело: «душу сжимает»), buralardan kaçıp (отсюда сбежав) gerçek masallarda yaşamak istiyordu (в настоящих сказках пожить захотел).


Yaşı epeyce ilerlemişti, ama Yeşiltay hep o eski mavi gözlü çocuktu, masallarda yaşayan bir küçük çocuktan başka bir şey değildi.

Masallardan hiç bıkmadı, usanmadı. Bir gün gene odasına kapandı. Masallar düşündü, içi sızladı, hep böyle karanlık bir yerde kalmak, buradan çıkınca da ancak sıradan insanlarla karşılaşmak canını sıkıyor, buralardan kaçıp gerçek masallarda yaşamak istiyordu.


Ellerini göğe doğru kaldırıp (свои руки к небу подняв) Tanrı'ya yalvardı (Всевышнему = Аллаху взмолился). Kendisini bu yerlerden uzaklaştırmasını (себя от этих мест отправить подальше: «отдаление его»), alıp masallar ülkesine götürmesini (взять и в сказочную страну перенести), hiç değilse (хотя бы), bir Keloğlan yapmasını (Кельогланом сделать) söyledi (попросил: «сказал»). Sonra gözlerini yumdu (потом глаза закрыл), çok bitkindi (очень изнуренный), uykuya daldı (в сон погрузился).

Yeşiltay bu uykudan uyanmadı (Ешилтай от этого сна не проснулся).


Ellerini göğe doğru kaldırıp Tanrı'ya yalvardı. Kendisini bu yerlerden uzaklaştırmasını, alıp masallar ülkesine götürmesini, hiç değilse, bir Keloğlan yapmasını söyledi. Sonra gözlerini yumdu, çok bitkindi, uykuya daldı.

Yeşiltay bu uykudan uyanmadı.


Uyandı ya (проснулся, но) bir başka türlü uyandı (по-другому: «другая разновидность» проснулся). Gözlerini açtığı zaman (глаза открыл когда) karanlık odasını göremedi (темную комнату не смог увидеть; görmedi — не увидел; göremedi — не смог увидеть). Çok güzel bir evin basamaklarındaydı (у очень красивого дома на ступеньках был). Olmadık şeylere (необыкновенным вещам), masallara alışmıştı (к сказкам привыкший), böyle bir yerde uyanışına şaşmadı (в таком месте проснувшись, не удивился). Yalnız taşlar her yanını acıtmıştı (только камни со всех сторон причиняли боль), kalçaları sızlıyordu (бедра болели).


Uyandı ya bir başka türlü uyandı. Gözlerini açtığı zaman karanlık odasını göremedi. Çok güzel bir evin basamaklarındaydı. Olmadık şeylere, masallara alışmıştı, böyle bir yerde uyanışına şaşmadı. Yalnız taşlar her yanını acıtmıştı, kalçaları sızlıyordu.


Doğrulup başını kaldırdı (выпрямившись, голову поднял). Pencerede çok güzel bir kız gördü (в окне очень красивую девушку увидел). Nedense bir tuhaf oldu (отчего-то ему вдруг стало не по себе: «странно стало»), gözleri karardı (в глазах потемнело). Böylesine güzel bir kız görmemişti Yeşiltay (такую красивую девушку не видел Ешилтай), düşlerindeki peri kızları bile böylesine güzel değildi (в его снах феи даже такими красивыми не были). Birdenbire (вдруг) artık onsuz yaşayamayacağını anladı (что отныне без нее жить не сможет, понял). Yaklaştı (приблизился), bir şeyler söyledi (что-то сказал). Karışık şeylerdi söyledikleri (запутанными были его слова: «вещи, сказанные им»), belki de güzel şeylerdi (может, и красивые вещи), "güneş" gibi, "ay" gibi, "yıldız" gibi (такие как «солнце», «луна», «звезда») sözcükler geçiyordu içinde (слова были у него на душе: «проходили внутри»). Yeşiltay çok terliyor, kekeliyordu (Ешилтай очень потеет, заикается), gözlerini güzel kızdan ayıramıyordu (глаз от красивой девушки не может отвести).


Doğrulup başını kaldırdı. Pencerede çok güzel bir kız gördü. Nedense bir tuhaf oldu, gözleri karardı. Böylesine güzel bir kız görmemişti Yeşiltay, düşlerindeki peri kızları bile böylesine güzel değildi. Birdenbire artık onsuz yaşayamayacağını anladı. Yaklaştı, bir şeyler söyledi. Karışık şeylerdi söyledikleri, belki de güzel şeylerdi, "güneş" gibi, "ay" gibi, "yıldız" gibi sözcükler geçiyordu içinde. Yeşiltay çok terliyor, kekeliyordu, gözlerini güzel kızdan ayıramıyordu.


Ama kız dinlemiyordu (но девушка не слушает), işitmiyordu sanki (не слышит словно). Yeşiltay'ın yüzüne bile bakmadı (Ешилтаю в лицо даже не посмотрела).

"Git buradan, Keloğlan, (иди отсюда, Кельоглан: «лысый парень») durma burda (не стой здесь), beni konuşturtma (не разговаривай со мной: «меня не заставляй разговаривать»)" dedi (сказала). "Kardeşlerim gelip (мои братья придут) döverler seni (поколотят тебя), uşaklarım gelip gülerler (мои слуги придут, будут смеяться), seni buradan kovarlar (тебя отсюда прогонят)."

Yeşiltay içini çekti. (Ешилтай тяжело вздохнул: «внутренность вытащил»)

"Bana neden kel diyorsun (меня почему лысым называешь)? Benim başım kel değil ki (моя голова не лысая же)!" dedi (сказал).


Ama kız dinlemiyordu, işitmiyordu sanki. Yeşiltay'ın yüzüne bile bakmadı.

"Git buradan, Keloğlan, durma burda, beni konuşturtma," dedi. "Kardeşlerim gelip döverler seni, uşaklarım gelip gülerler, seni buradan kovarlar."

Yeşiltay içini çekti.

"Bana neden kel diyorsun? Benim başım kel değil ki!" dedi.


Güzel kız gülmeye başladı (красивая девушка смеяться начала); güldü, güldü (смеялась, смеялась), kahkahası uzun zaman kesilmedi (ее смех долгое время не прекращался).

"Başındaki kelden bile (о лысине на своей голове даже) haberin yok (не знаешь: «новости нет»), Keloğlan, bir de beni istemeye kalkıyorsun (да еще и меня пытаешься завоевать: «хотеть поднимаешься»). Kendini bil (знай свое место: «себя знай»), boyundan büyük işlere girişme (больше, чем сможешь, делать не пытайся: «за своего роста больше вещи не берись»), git buradan (уходи отсюда). Gitmezsen, senin için iyi olmaz! (а не уйдешь, тебе будет худо: «для тебя хорошо не будет»)" diye yanıtladı (ответила: «говоря, ответила», yanıtlamak — отвечать).


Güzel kız gülmeye başladı; güldü, güldü, kahkahası uzun zaman kesilmedi.

"Başındaki kelden bile haberin yok, Keloğlan, bir de beni istemeye kalkıyorsun. Kendini bil, boyundan büyük işlere girişme, git buradan. Gitmezsen, senin için iyi olmaz!" diye yanıtladı.


Yeşiltay elini başına götürdü (Ешилтай руку к голове поднял: «перенес»). Olur şey değil (не может быть: «возможная вещь нет», keldi (он был лысым), söyleyecek bir şey bulamadı (сказать ничего не нашел), yürüdü gitti (ушел прочь: «пешком ушел»). Gitti ya aklı (ушел, но ум его), pencerede oturan güzel kızda kaldı (рядом с сидящей у окна красивой девушкой остался). Güzel kızın güzel yüzü (красивой девушки красивое лицо) gözlerinden silinmedi (забыть не смог: «из глаз не стер»). Bilmediği, görmediği bir kentteydi (в неизвестном, невиданном городе был). "Nasıl bir kent bu? (что за город это)" deyip (говоря), çevresine bakmıyordu (вокруг не смотрит). Yanından insanlar geçiyor (мимо люди проходят), hiçbirini görmüyordu (никого не видит). Keloğlan olmuştu (стал Кельогланом) artık masallar ülkesindeydi (отныне в сказочной стране), bir masal olmuştu (стал сказкой), masallar nasıl olsa (сказки, как ни крути: «как было бы») mutlu bir sonuçla biterdi her zaman (счастливым концом заканчивались все время). Bunun için (поэтому), bulanık bir sevinç uyanıyordu içinde (смутная радость просыпалась внутри), bir gün güzel kızla evlenebileceğini düşünerek (думая, что однажды на красивой девушке он сможет жениться; evlenmek — жениться; evlenebilmek — смочь жениться) durmadan yürüyordu (не останавливаясь, шел: «шел пешком»).


Yeşiltay elini başına götürdü. Olur şey değil, keldi, söyleyecek bir şey bulamadı, yürüdü gitti. Gitti ya aklı, pencerede oturan güzel kızda kaldı. Güzel kızın güzel yüzü gözlerinden silinmedi. Bilmediği, görmediği bir kentteydi. "Nasıl bir kent bu?" deyip çevresine bakmıyordu. Yanından insanlar geçiyor, hiçbirini görmüyordu. Keloğlan olmuştu, artık masallar ülkesindeydi, bir masal olmuştu, masallar nasıl olsa mutlu bir sonuçla biterdi her zaman. Bunun için, bulanık bir sevinç uyanıyordu içinde, bir gün güzel kızla evlenebileceğini düşünerek durmadan yürüyordu.


Kentin evleri seyrekleşmeye (городские дома редели), sokaklarda dolaşanlar azalmaya başlıyordu (гуляющих по улицам меньше становилось: «уменьшаться начали»; başlamak — начинаться). En sonunda kentten çıktı (в самом конце из города вышел), iki yanı ağaçlı bir yola saptı (на аллею: «с обеих сторон с деревьями улицу» свернул). Bir ulu ağacın altında (под огромным деревом: «одним великим деревом под») oturan ak sakallı bir yaşlı adam (сидящий белобородый старик) eliyle kendisini çağırdı (рукой его подозвал). Yeşiltay dalgındı (Ешилтай был рассеянным), güzel kızı düşünüyordu (о красивой девушке думал), yaşlı adamı görmedi (старика: «пожилого человека» не увидел), seslenmese, yürüyüp gidecekti (если бы тот не окрикнул его, прошел бы мимо). Ama ak sakallı adam seslendi (но белобородый старик окрикнул), bununla da yetinmeyip (этим не ограничившись) yolunu kesti (дорогу преградил: «отрезал»). Yeşiltay dalgın dalgın yüzüne baktı (Ешилтай рассеянно-рассеянно на него: «в его лицо» посмотрел):


Kentin evleri seyrekleşmeye, sokaklarda dolaşanlar azalmaya başlıyordu. En sonunda kentten çıktı, iki yanı ağaçlı bir yola saptı. Bir ulu ağacın altında oturan ak sakallı bir yaşlı adam eliyle kendisini çağırdı. Yeşiltay dalgındı, güzel kızı düşünüyordu, yaşlı adamı görmedi, seslenmese, yürüyüp gidecekti. Ama ak sakallı adam seslendi, bununla da yetinmeyip yolunu kesti. Yeşiltay dalgın dalgın yüzüne baktı:


"Ne var, neden yolumu kestin?" (что случилось: «что есть», почему дорогу преградил) diye sordu (спросил: «говоря спросил»).

"Yüzüme bak, gözlerime bak (мне в лицо посмотри, мне в глаза посмотри)," dedi yaşlı adam (сказал старик), "üstüme başıma iyice bir bak (на мою голову хорошенько посмотри)!"

Yeşiltay da baktı ya pek bir şey anlayamadı (Ешилтай-то посмотрел, но ничего особенного не смог понять; anlamadı — не понял; anlayamadı — не смог понять). Yaşlı adam içini çekti (старик вздохнул):

"Çok dalgınsın (очень рассеян ты), beni tanımadın (меня не узнал)," diye söylendi (сказал).

O zaman Yeşiltay'ın gözleri sevinçle parladı (тогда: «в то время» глаза Ешилтая радостью засветились) ak sakallı adamın elini öptü (старику руку поцеловал).


"Ne var, neden yolumu kestin?" diye sordu.

"Yüzüme bak, gözlerime bak," dedi yaşlı adam, "üstüme başıma iyice bir bak!"

Yeşiltay da baktı ya pek bir şey anlayamadı. Yaşlı adam içini çekti:

"Çok dalgınsın, beni tanımadın," diye söylendi.

O zaman Yeşiltay'ın gözleri sevinçle parladı, ak sakallı adamın elini öptü.


"Tanıdım, tanıdım (узнал, узнал)!" dedi (сказал). "Tanıdım, nasıl tanımam (узнал, как не узнать), masallardan tanırım seni (из сказок знаю тебя), dervişsin sen (дервиш ты /дервиш — волшебник, маг/), iyi yürekli dervişsin (добрый: «с хорошим сердцем» дервиш ты)!"

Yaşlı adam gülümsedi (старик улыбнулся):

"Evet!" dedi (да, сказал).

Yeşiltay'ın koluna girip (Ешилтая взяв под руку) ağacın dibine götürdü (привел к корням дерева), oturdu (сел), ona da bir yer gösterdi (и ему место указал).

"Anlatma (не объясняй; anlatmak — объяснять, рассказывать), hepsini biliyorum!" dedi (все знаю, сказал).